• ANASAYFA
  • LİNKLER
  • FOTOĞRAFLAR
  • ŞİİRLER
  • HABER GÖNDER
  • MÜZİK
  • FORUM
  • VİDEOLAR
  • ZİYARETÇİ DEFTERİ
  • TEKNOPOLİTİK

Kategoriler

İşçi - Sendikaİnceleme - YorumToplumsal HaberlerKöşe YazılarıKültür SanatKadınGençlikDış HaberlerBildiriler

Arama

Ara:






Temel Metinler

İşçi, köylü, öğrenci gençlik görev başına Çağrı, Tüm İlerici, Yurtsever, Gençler Görev Başına TÜM-İGD Üç Aylık Olağan Değerlendirme Toplantısı Yapıldı. ilerici gençlik derneğine kavuştu TÜM-İGD Kuruldu İlerici gençler 1. olağan genel kurul’da buluştu! Alternatif süreç gazetesi'nin TÜM-İGD ile yaptığı röportajın tam metni
Tarih: 18.12.2007 | Kategori: Gençlik

Genç-Sen Kurucu Genel Kurulu'nun ardından:
Ne yazı geldi ne tura!

Genç-Sen Kurucu Genel Kurulu'nun ardından:<br>Ne yazı geldi ne tura! Yakın Geçmişten Bugüne Kısaca Türkiye’de Öğrenci Sendikası: Nerden Nereye?
Genç-Sen Kurucu Genel Kurulu 15 Aralık'ta Ankara’da gerçekleştirildi. Ön hazırlıkları aylar öncesine dayanan,

başta İstanbul ve Ankara olmak üzere pek çok yerelde saatler süren tartışmalı toplantıların ardından ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi Salonu’nda buluşan öğrenciler mücadele tarihinin sayfalarına öyle veya böyle bir not düşmüş oldular. Yazılan bu notu doğru okumak ise Türkiye ilerici/devrimci gençlik hareketinin geleceğe yürüyüşünü daha iyi kavramak açısından son derece önemli.

Bilindiği gibi Türkiye’de öğrenci sendikası kurma fikri bir anda ortaya çıkmış, çok yeni ve orijinal bir fikir değil. 80’li yılların ikinci yarısından başlayarak öncelikle geleneksel sol çevrelerde böyle bir sendikal çalışmanın zemini olup olmadığı tartışmaya açılmış bir konuydu. O dönem yapılan tartışmaların geçerliliği ve günümüz için bir belirleyiciliği olup olmadığı başlı başına ayrı bir yazı konusu olmakla birlikte bugüne ilişkin kimi noktaların aydınlanmasında yardımcı olacağı kuşkusuz. Öğrenci sendikası fikri başlarda 12 Eylül faşist diktatörlüğünün tüm karanlığıyla ülkenin üstüne çöktüğü yıllarda gençlik içerisinden yükselen yeni bir siyasi tarz ve buna bağlı olarak yeni mücadele araçları yaratma arayışının bir parçası olarak kimi sosyalist çevrelerde alttan alta tartışılmıştı. Daha ziyade Fransa’daki benzer sendikal deneyimlerden örneklenen düşünce, biraz da ileri sürüldüğü dönemin kendi iç gündemlerinden dolayı sol içerisinde hiçbir zaman baskın bir eğilimi veya arayışı temsil etmedi. Ta ki bugüne gelene kadar.

Öğrenci sendikası fikrinin bugün yeniden ortaya çıkmasıysa aslında bir hayli dikkat çekici. Proje, sosyalist solun üniversitelerde mevzi kaybettiği, genel olarak devrimcilerin kitle tabanında -geçici de olsa- bir daralma yaşanmakta olduğu bir döneme denk geldi. Son halkasında Genç-Sen’e uzanan tarihsel süreçte öğrenci sendikası fikrine çeşitli çevrelerce yepyeni bir gençlik hareketinin dinamosu olma misyonundan tutun da, gençlik örgütlerinin -en azından bir kısmının- ortak çatı örgütü olmaya kadar pek çok farklı beklenti yüklendiği görülmekte. Gören gözler için 15 Aralık’ta kongre salonunda sayılan ve sayılamayan bütün bu ve benzeri düşüncelerin çatışmasını derinden derine de olsa izlemek mümkün oldu.

Kongre Salonunda Olanlar ve Olmayanlar Üzerine Birkaç Not
En başta söylemek gerekiyor ki açıkçası Genç-Sen aktivistleri için 15 Aralık’ın sabahı akşamına göre daha iyiydi. 30’un üstünde farklı üniversiteden gelen Genç-Sen kurucu delegeleri için gün hiç de umutsuz başlamamıştı aslında. Fakat oldu bitti bir divan seçimiyle birlikte açılan kongre ilerleyen saatlerde gidişatın nasıl olacağıyla ilgili ilk ipuçlarını da vermiş oldu.

Divan başkanı seçilen DİSK Ankara Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, sendikal “deneyimlerini” oldukça başarılı bir şekilde kullanarak oldu bittici bir anlayışı genel kurula dayattı. Bir divan başkanının uyması zorunlu olan tarafsızlık ilkesini asgari oranda dahi sergilemedi. Yine de bu konuda kendisine de pek kızmamak lazım. Çünkü Görgün’ün kongrede yaşanabilecek kimi sorunlara karşı önceden “bilgilendirildiği” çok açıktı. Zaten gergin olan atmosferin daha da gerilmesini hızlandıran divan, gündem tüzük maddelerinin tartışılmasına geldiğinde artık rengini iyice belli etti. Belki de bu noktadan itibaren Genç-Sen’in geleceği adına da bazı şanslar yitirilmiş oldu. Ama deyim yerindeyse “olacak olan her zamanki gibi yine oldu!”. Tüzük tartışmalarıyla başlayan gerilim yaklaşık bir buçuk yıldır ortaya konulan tablonun ayıplarını da bir bir ortaya serdi. Yeterince tartış(tır)ılmayan bir tüzük doğru ve yanlışlarıyla Genel Kurul’dan geçti.

Aslına bakılacak olduğunda mevcut tüzük önerileri içerisinde formel anlamda en düzgün sayılabilecek taslak olmasına rağmen kimi kritik sorunları es geçmiş olması en büyük sıkıntısıydı. Anadilde eğitim meselesindeki mesafeli ve belirsiz duruş, liseli öğrenci örgütlenmesine şöyle bir deyinip geçilmiş olması, şubeler ve alt organların işleyişine ve dahası merkezle olan hukukuna ilişkin belirsizlikler sadece bir mevzuat sıkıntısını değil, çok daha ötelerde, bir eğilimin ve buna bağlı bir sendikal “çizginin” ana hatlarını da veriyordu. Kuşkusuz bu sıkıntılar Genel Kurul Salonu’na da damgasını vurdu. Oysa kolektif akılla hepsini çözmenin ve daha yetkin bir tüzük hazırlamanın yolu bulunamaz mıydı?

Bu noktada ise kimsenin tüzük taslağının yerellerde tartışıldığını söylemeye hakkı yok. Zira özellikle Ankara ve İstanbul’da toplantıları takip edenler iki ilde de taslakların kongreden çok kısa bir süre önce ve farklı farklı zamanlarda sunulduğunu biliyor. Diğer illerdeki arkadaşlardan bahsetmeye gerek bile yok. Genç-Sen’in resmi forum ve haberleşme sitesi “www.gencsen.org/forum” adresine girenler bazı illerdeki öğrenci arkadaşların kongreye sadece birkaç gün kala yana yakıla internet üzerinden tüzük taslağına ulaşmaya çalışmakta olduklarını görebilirler. Şurası açık ki özellikle kongreyi bağımsız olarak takip eden arkadaşların pek çoğu tüzüğü ilk defa salonda görmüş oldu.

Ne Yazı Ne Tura
Madalyonun diğer yüzüne de değinmemek olamayacak. Başta SGD’li arkadaşlar olmak üzere kongreyi ve dahası Genç-Sen’i fethedilecek bir kale mantığıyla yaklaşan çevrelere karşı, kongrenin muhalifi olma görüntüsündeki DPG’li arkadaşlar tarafından geliştirilen “karşı” duruşun da, özellikle belirli bir noktadan sonra, bizce savunulacak ve elle tutulacak yanı azdı.

Duruşunu “devrimci sendikal bir çizgi” olarak lanse eden DPG’nin haklılık payı olan kimi önerileri dahi arkadaşların bizce son derece başarısız ve hatalı olan üslubu nedeniyle havada kaldı. Kongrenin ilk dakikalarından başlayarak sergilenen bu tavrın “kalksın eller, insin eller” kolaycılığındaki divanın üslubundan özde çok da bir farkı yoktu. Aradaki pek çok nokta bir yana kongrenin bitip seçimlere geçilmesine sadece beş-on dakika kala söz alan ve bahsi geçen çizginin savunucularından bir konuşmacı arkadaşın bizce son derece gayri ciddi, örgüt disiplini ve ciddiyetiyle bağdaştırmakta zorlandığımız sözleri de ayrı bir olumsuzluk olarak salona yansıdı. Her şeyden önce söz konusu konuşma bir duruşu temsilen yapıldıysa aynı duruşu temsil eden sorumlu düzeydeki arkadaşlarla sadece bir kaç dakika öncesinde yapılan son görüşmemizde “Her hangi bir sorun veya gelişme var mı?” şeklindeki sorumuza yanıt olarak: “Hayır, her şey konuştuğumuz gibi” denmesi de bizce anlaşılması güç bir tezat.

İlerici Öğrenciler Ne İçin Kongreye Gitti, Hangi Duruşu Temsil Etti?
Bizi takip edenler bilirler. İlerici gençliğin salt polemikçi/kolaycı bir siyaset üslubu yoktur. Bizim herkese yukardan bakıp, akıl verdiğimiz fildişi kulelerimiz yok. Bugüne kadar içinde olmadığımız, harcına emek katmadığımız hiçbir projeyi sahiplenmedik, sahiplenmeye çalışmadık. İlerici öğrenciler olarak Ankara’ya giderken tek bir düşünceyi taşıyorduk. O da Genel Kurul’da temelleri atılacak olan Genç-Sen’in kuruluş sürecine katkı koyarak kendi özgün projelerimizle Genç-Sen’in gelecekteki muhtemel konumu üzerinden sınıf ve gençlik hareketi tabanlı bir paralellik yakalanabileceği umuduydu. Kısaca Genç-Sen harcını karmak, kendi bağımsız, özgün sınıf tavrımızı aktarmak düşünceleriyle kongrede hazır bulunduk. İlerici öğrenciler olarak kongreye; Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin ve Kastamonu'dan üniversiteliler ile ilerici liseliler olarak temsili düzeyde katıldık.

Ankara yerelinde daha önce yürüyen tartışmalarda da açıkça belirttiğimiz üzere; 11 kişi olacağı önceden tahmin edilen MYK’ya (Merkez Yürütme Kurulu) yine Ankara’dan iki arkadaşımızı aday gösterecektik. Buna ek olarak Ankara’da Genç-Sen çalışmalarında ortaklaştığımız bağımsız arkadaşlarımızın isteğiyle hiçbir örgütsel bağımız olmayan bir arkadaşı da destekleme kararı almıştık. Bizim için seçimler bundan ibaretti. Ancak sabah kongrenin başlamasına sadece birkaç dakika kala sendikanın denetim ve disiplin kurullarına da üye seçimi yapılacağı, 11 olması öngörülen MYK üye sayısının 13’e çıkartılmasının düşünüldüğü ve genel merkezin de İstanbul’a taşınacağı bilgisini aldık. Bunun üzerine hızlı bir değerlendirmeyle sendika genel merkezinin İstanbul’a taşınması, diğer organlara seçim yapılma olasılığı ve nihayetinde MYK’nın sayısının arttırılma ihtimali karşısında daha önce sadece MYK için iki olan aday sayımızı İstanbul’dan bir arkadaşımızın da katılımıyla üçe çıkartarak disiplin ve denetleme kurullarına da sembolik de olsa birer arkadaşımızı aday gösterme kararı aldık.

Sayılardan da açıkça anlaşılabileceği gibi ilerici gençler başkalarının aksine MYK bizim olsun, Denetleme’nin %30-%40’ı bizim olsun gibi bakkal hesaplarına girmedi. Zaten buna gerek de yoktu. Seçimlere girmekteki tek gaye başta EMEKÇİ ÜNİVERSİTELERİ talebimiz olmak üzere diğer sol gençlik örgütlerden ayrılan özgün projelerimiz ve nihayetinde bizce Genç-Sen’in fazlasıyla ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz SINIF VE KİTLE SENDİKACILIĞI duruşunun temsiliyetini sağlamaktı. İşçi-köylü-öğrenci gençliğin kitlesel sosyalist örgütü olma hedefiyle yola çıkmış, yolumuz işçi sınıfının yoludur diyen bir yapı için her halde aksi bir düşüncenin kendisi çelişki olacaktır.

İlerici Öğrencilerden Yapıcı Bir Öneri: Liselilere Temsiliyet Sağlansın!
Duruşumuzu ve bakış açımızı yansıtmak için gittik demiştik. Dediğimizi de bütün kısıtlılıklara rağmen yaptık. Son derece önemli bulduğumuz ve tüzüğün büyük ayıplarından olan liselilerin temsiliyeti konusunda söz alan arkadaşımız Genel Kurul’a MYK’da en azından bir kişilik liseli kotası konulmasını önerdi. Bu noktadan sonra gerçekten anlaşılması güç bir tartışma başladığını hep birlikte hayretle izledik. Çünkü kongre usulüne göre önerinin ardından yapılan oylamada açık farkla önerimiz kabul edilip, resmileşmişken; bir anda SGD’li arkadaşların müdahalesiyle böyle bir önerinin tüzüğe aykırılığı ortaya çıkartılıverdi. Ne ilginçtir ki, zaten oylamakta olduğumuz tüzüğün kendisiydi. Ancak divanın da üstün gayretleri ve kelime oyunlarıyla “vur gözüne” şekline yapılan ikinci bir oylamayla, az bir farkla, önergemiz apar topar reddedildi. Genel Kurul açısından turnusol kağıdı niteliğindeki öneri hiç kuşkusuz kongredeki en önemli kırılma anıydı.

Seçime İlişkin Yaptığımız İşbirliğine Gelince:
Seçimlerde yaptığımız işbirliğine gelince: çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu işbirliği spontane ve refleks olarak gelişmiştir. Sabah saatlerinden itibaren özellikle SDP ve SGD’li arkadaşların belli konuları kendi aralarında “hallederek” adı konulmamış bir blok oluşturdukları ortaya çıkınca içeriği ve biçimi son derece sakat böyle bir oluşuma karşı tavır geliştirememenin devrimci sorumluluğumuzla bağdaşmayacağını değerlendirdik. Bu amaçla alanda asgari müştereklerde anlaştığımız DPG’li arkadaşlarla karşılıklı olarak bir liste çıkartma kararı aldık. Burada küçük ama bir o kadar anlamlı bir ayrıntıyı da belirtmek gerekiyor. Aslında yapılan işbirliği başta bir seçim/liste ittifakı da değildi. Blok’taki arkadaşların oldu bittici tavrını seçim sistemine yansıtmaları durumunda sergilenecek tavır ile ilgiliydi. Fakat daha sonra gelişmelerin farklı şekilde ilerlemesi üzerine karşılıklı olarak bir liste çıkartma kararı aldık.

Oluşturulan listede DPG’den 9 bizden ise 5 arkadaşımızla yine önerimiz üstüne bir bağımsız aday arkadaşımızın ismi yer aldı. Ne var ki yukarıda da belirttiğimiz gibi DPG’li arkadaşların bizce zamanlama ve üslup hatasıyla Genel Kurul salonunu terk etmesinin ardından tek başına kendi adaylarımızla seçime girmeyi uygun bulduk. Gelinen noktadan sonra seçimden caymamak bizce ilkesel bir sorun olmuştu. Zira tam Genel Kurul’a yansıyan, tam olarak desteklemediğimiz ve eleştirdiğimiz tutumlar karşısında biz en başta ortaya koymuş olduğumuz duruşu devam ettirmeliydik. Kapalı kapılar ardında hiç bir pazarlığa girmeksizin, boyumuzun ölçüsünü görmekten korkmaksızın seçime girdik.

Gerek seçim sonuçları, gerek tartışmalara rağmen salonu terk etmeyen pek çok bağımsız arkadaşın aday arkadaşlarımıza verdiği oylar; gerekse kongreden bugüne çeşitli üniversitelerden bağımsız Genç-Sen üyelerinin tutumumuzun haklılığına ilişkin yorum ve destekleri bir kez daha ilerici öğrenciler olarak “doğruda durmakta” olduğumuzu göstermiş oldu.

Kim Kazandı, Kim Kaybetti?
Elbette ki sandıklardan çıkan oyların aritmetik toplamı ortada. Sonuçlara göre başını SGD,SDP ve EHP’nin çektiği ve bazı başka grupların da destek verdiği Blok kazanmış gözüküyor. Peki hesap bu kadar basit mi? Bizce hayır. Yaklaşık 450-500 delegenin oy kullandığı salonda Blok oyları 269 ile 388 arasında değişti. Oysa ki TÜM-İGD çizgisini temsil eden aday arkadaşlarımız 84 ile 157 arasında değişen oylar aldılar. Basit bir ortalamayla bu 120 kişi ediyor. Ya da bir başka deyişle salonun yaklaşık dörtte biri. Sakın yanlış anlaşılmasın; böyle bir hesap yapmamızdaki amaç: bakın görün, yarım düzine örgütün topladığı oylar karşısında biz tek başına şu kadar oy aldık demek değil! Ama en ucuz burjuva parlamenter seçimde dahi oyların bir dili, bir kimliği vardır. Verilen oy hem bir nedeni hem de bir sonucu içinde barındırır. Genç-Sen kongresinde alınan oylar temsili düzeyde katıldığımız bir Genel Kurul sürecinde herhangi bir ön propaganda veya kulis faaliyetinde bulunulmaksızın alınmıştır. Bu yönüyle bakılacak olduğunda tabanın haklı olarak beklediği ortalama siyasi olgunluk düzeyini vurgulamaktadır. Gerekli katılımcılığı, sendikal perspektifi ve ciddiyeti gösteremeyenler bundan sonra da aynı hatalı ve ilkesiz çizgide yürümeye devam ederlerse on tane daha genel kurul alsalar Genç-Sen’in ve dahası devrimci gençlik hareketimizin tarihinde sadece bir ad olmanın ötesine geçemeyeceklerdir. Ama bir kez daha umarız ki dün yarına sadece iyiyi miras bıraksın!

Özetle kongrenin ardından kalanlar; gençliğin büyük idealleriyle bağdaşmayacak düzeyde küçük olsun benim olsun ya da daha vahimi nasıl olursa olsun benim olsuncu anlayışların veya devrimci keskinlikler arkasında ortak zeminlerden kopuşu körükleyen anlık politikalar üretme alışkanlığının doğal bir sonucu olarak okunmalıdır.

Başta da belirttiğimiz gibi ilerici öğrencilerin ne koltuk sevdası, ne oy hesabı vardır. Ayrıca yıllardır okullarımızda anti-faşist mücadele içinde birlikte dövüştüğümüz, haksız soruşturmaların tutuklamaların muhatabı olarak yıllardır bir arada yargılandığımız, devrimci dayanışma içinde olduğumuz dostlarla da özel bir kavga niyetimiz yok. Bizim gerektiğinde uğruna can verdiğimiz ilkelerimiz var. Vazgeçmeyiz. Yaşamın her alanına rengimizi çalmak, tek başına da olsa doğruyu savunmak en devrimci görev. 15 Aralık Genel Kurul’u ise büyük toplumsal kurtuluş mücadelesinde daha şimdiden gerilerde kalmış bir tarih. Unutmamak lazım ki hayat inatla bizleri alanlara çağırıyor!

İlerici öğrenciler hayatın diğer tüm alanlarında olduğu gibi Genç-Sen içinde de düşüncelerini, ilkelerini, projelerini dillendirmekten kısaca bu yüke de omuz vermekten geri durmayacaktır. Yolumuz açıktır.

TÜM-İGD’li İlerici Öğrenciler

Diğer Haberler

ÜSF öncesi kolektif pankart boyama ve resim sergisiGenç-Sen “Üniversiteler Sosyal Forumu” düzenliyor!ÜSF çalışmaları İÜ’de hız kazandıİTÜ şenliği özgürlüktürAnıyoruz!
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ölümsüzdür!
Ankaralı liselilerden 1 Mayıs etkinliğiAnkara’da 1 Mayıs çalışmaları devam ediyorİÜ’den 1 Mayıs etkinliğiİlerici Gençlik çıktı!Mimar Sinan faşizme karşı ses veriyor
İlerici Gençlik Dergisi copyleft 2006 | bu site GNU / GPL lisanslı özgür yazılım araçları kullanarak hazırlanmıştır.
posta@ilericigenclik.org | Sıraselviler Cad. Billurcu Sok. Ocaklı Han No:3/6 Beyoğlu / İstanbul | Tel: 0212 245 28 11